metin bildirdi:
300
bine yakın nüfusuyla Elbistan Afşin bölgesine 23 yıl önce termik
santrali kuruldu. Bölgedeki kömür havzalarının değerlendirildiği Afşin
Termik Santrali A Ünitesine filtre takılmadı. Ogün bugündür filtresiz
çalışmaya devam eden santral çevreye 23 yıldır zehir saçıyor.
Afşin
Elbistan B Termik santralinin açılışını, dönemin Enerji ve Tabi
kaynaklar bakanı AKP’li Hilmi Güler “Türkiye’nin altını üstüne
getiriyoruz” sözleriyle yapmıştı. Ancak santral daha çok o bölgede
yaşayan insanların yaşamlarının altını üstüne getirmiş oldu.
Kuruluşundan bu yana baca gazı arıtma filtresi olmadan çalıştırılan A
termik santralinden çevreye yayılan kimyasal ve radyoaktif gazlar,
bölgede tarım ve hayvancılığın bitmesine neden oldu. 2000 yılında B
ünitesinin de faaliyete geçmesiyle felaketin boyutları artırıldı.
Termik santralin B ünitesini “çevre dostu” olarak tanıtan yetkililerin
bu yalanı ise kısa sürede su yüzüne çıktı. B ünitesinden elde edilen
tonlarca kül açıkta bırakılarak bölge insanının hayatı ve çevre hiçe
sayılıyor.
Santralin çevresini kuşatan Yazıbelen, Alemdar,
Çoğulhan, Kuşkayası ve Çamudüzü ve Karagöz köylerinde görüşmeler
yaptık. Santralin en fazla etkilediği bu köylerde “hayat”ın normal
akışı bozulmuş. Ölümler ve kirlenen toprakları, bugüne kadar olan ve
bundan sonraki hayatlarının işleyişinin önünde bir engel. Her alan ölüm
saçan taneciklerin kendi bedenlerine yayılması endişesiyle yaşıyor.
Kanserin yüzde 60’ı Elbistan’dan
B
termik santralinin açılışına A termik santraline filtre takılması
şartıyla ÇED raporu verilmesine karşın bugün hala filtresiz çalışmaya
devam ediyor. Devletin insanların ölümüne seyirci kaldığı çarpıcı
gerçeğinin kanıtı yaşanan kanser patlamaları… 23 yıllık süre içerisinde
kanser ve solunum yolu hastalıklarının sayısında korkunç derecede artış
gözlendi. Ankara Onkoloji Hastanesi’nin verileri, bu hastaneye gelen
kanser hastalarının yüzde 60’ının Afşin ve Elbistan bölgesinden
geldiğini gösteriyor.
Santrallerin yapımından bugüne birçok
iktidar değişti, fakat halkın durumu değişmedi. Bunlar yetmezmiş gibi
AKP Hükümeti ise ölüm yağdıran zehir makinelerini kapatmak yerine,
bunların devamı olan C ve D ünitelerinin yapımı için çalışmalar
başlattı. Bugün ihaleye çıkarılan A ve B santralleri özelleştirildikten
sonra durumun daha tehlikeli boyutlar alacağı ise bir gerçek.
Yazıbelen
köyü santralin çevresindeki köylerden. Kömür havzasının yanı başındaki
köy, hem santralin çevreye yaydığı gazlardan hem de açık alan bırakılan
küllerin üzerine yağmasından dolayı santralin zararlarından önemli
oranda etkileniyor. Mezralarıyla 500’ü bulan nüfusuyla Yazıbelen
köyünün muhtarı görüşmekten kaçınıyor. Köyün tarım alanları,
verimliliğiyle öne çıkıyor. Buğday, fasulye ve mısır üretiminde
verimlilik ve kalitesiyle öne çıkan toprakların kirlilikten dolayı
bugün verimliliği yüzde 70 oranında düşmüş durumda. Ve birçok tarım
ürünün yetiştiremez duruma gelmiş. Meyve ağaçları zehirden dolayı
kurumuş. İnsanların durumu ise içler acısı. Birçoğu solunum yolları
hastalıkları ile boğuşurken, ölüm nedenlerinin başında kanser geliyor.
‘Hayatımızı zindana çevirdiler’
Yazıbelen
Köyü Kabakulak mezrasından Selver Koşar önce söz verip de yerine
getirmeyen siyasetçileri yeriyor okuduğu şiirle. Sonra içinde
biriktirdiği öfke, sıkıntılar bir çırpıda dökülüyor dudaklarından:
“Fabrika kurulduktan sonra hayat değişti mahsul öldü. Önce dönümünden
10 ton aldığımız pancardan 3 ton almaya başladık. Yarı aç yarı tok
geziyoruz. Elma bahçesiydi külden elmalar verim vermedi söktük mısır
ektik. Bütün millet hasta. Bizim sözümüzü dinleyen yok. Ancak bacaları
durduracak olanlar devlet büyüklerimiz.” Kış hazırlığı olarak
kaynattıkları buğday, yaptıkları salçayı kirlilikten dolayı güneşe
bırakamadıklarını ifade eden Koşar, “Her şey kül oluyor. A ünitesinde
zaten filtre yok. B ünitesinde de gündüz açıyor gece kapatıyorlar
filtreleri” diye konuştu. Koşar, taşınmak için de devletin kendilerine
yer göstermediğini, ölüme terk edildiklerini dile getiriyor. Kabakulak
mezrasından Ömer Özdemir ise “Mahsulden randıman almıyoruz” diyor ve
ekliyor ardından: “Evimize 500 metre; şurada fabrika var. Ama
çocuklarım İstanbul, Ankara, İzmir’de iş arıyor. 20 dönüm tarlam var
benim. Fasulye mısır, buğday olmuyor artık. Artık şeker pancarı
ekiyoruz. Onun da yapraklarında zehir var. 20 dönüme 10 milyar para
aldım. Hayatımızı zindana çevirdiler.”
‘Ölümler kanserdenmiş’
Yazıbelen
köy muhtarı önceden haber verilmesine karşın köyde değil. En çok da
kadınlar öfkeli santrale ve kendilerine verdiği zarara. Erkekler
susmayı tercih ederken kadınlar sözü alıyor: “Devamlı hastalanıyoruz.
Çamaşır seriyoruz siyah salça seriyoruz simsiyah” diyor Gani Ayhan.
Meryem Güzel ise hamileyken hastalanmış. Kızı doğmuş, gözleri kör.
Santralden kaynaklandığını söyleyen Güzel, “Gündüz bakıyoruz güllük
gülistanlık. Gece kapatıyorlar filtreyi. Yani köylüyü kandırmış
oluyorlar” diyor. Zülfe Beyazıt yıllardır yaşadıkları topraklardan
bugün tek kurtuluşun göç olduğunu düşünüyor. Çünkü artık yaşamlarını
kurdukları bu topraklar ölüm saçıyor üzerlerine. Tek geçimleri olan
toprakları ve kendilerini ayakta tutan sağlıkları her geçen gün daha
fazla ‘yok’ oluyor. Beyazıt, “Burada doğduk, çocuklarımız burada doğdu.
Ama bu santral kurulduğundan bu yana hayatımız bize zehir oldu.
Seçimden önce milletvekilleri bize tıkır tıkır söz verdi, şimdi
arkamızda durmuyorlar. Bizi ölüme terk ettiler” diye konuşuyor öfkeli.
Ölümün karşısında durmayan AKP’ye verdiği oylara pişmanlar. Osman
Beyazıt ise “300’ün üzerinde veren çekirdek yüz veriyor. Kuruyor. Elma
bahçem, armut, şeftali var; dalları kurudu, meyve yok. İnsanlar
hastalanıyor. Sonra öldüklerini duyuyoruz ki kanserdenmiş” diyor.
Yazıbelen
köyü Tepebaşı mezrasındayız. Santral tam karşımızda... Yükselen
ekinlerin arkasından bacalarından dumanlar yayılıyor. Duman yayıldıkça
soluduğumuz hava daha da ağırlaşıyor. Santralin çevresindeki köyleri
dolaşırken. Santrale 500 metrede ise bu daha yakından hissettiriyor
kendisini. Genzimizi yakıyor, konuşmakta zorlanıyoruz. Mehmet Avcı,
“Bacaların külü devamlı atıyor. En çok geceleri atıyor. Gündüz de
atıyor bugün. Kül bantları çalışmıyor. Hava ortamı görüyorsunuz. Meyve
sebze arazi, buğday hep öyle… Her türlü sağlık sorunuyla boğuşuyoruz”
dişe konuşuyor.
Kanserden 52 kişi ölmüş
Alemdar
Beldesindeyiz. Önümüzdeki dönem beldelikten çıkarılacak nüfusu 2 binin
altına düştüğü için. Santralin bir bölümü Alemdar belediyesinin verimli
arazileri üzerine kurulmuş. Beldede toprağı olan çok az insan kalmış.
Ekonomik durumu iyi olan bir yolunu bulup başka bölgelere göçte çareyi
bulmuş. Ancak ölümden kaçacak ekonomik olanakları olmayanlar sessize
bekliyor.
Beldede santralin yaydığı kirlilikten kaynaklı 52 kişi
kanserden ölmüş. Belde sakinlerinin tek isteği köy olarak devletin
başka bir bölgeye taşıması... Ev ve toprak vermek şartıyla… BU talebe
kulaklar tıkalı. Köyden toplu olarak başka bir bölgeye taşınma
talebinde bulunmuş belde sakinleri. Ancak seçim zamanı kapılarını
çalanları bir daha hiç görememişler kapılarında.
Alemdar Belediye
Başkanı Erol Kara, “Afşin Elbistan termik santrali 1985 yılında medya
ve tüm dünyanın gözleri önünde açıldı. ‘uyuyan dev uyandı’ diye başlık
atmıştı gazeteler” diyor. Bu sözler santralin ilk açıldığı dönem
yarattığı heyecanı yansıtıyor aslında. Kara sonrasını yaşananları
özetliyor: “Tabi bizim yöredeki insanlarımızın hava su gibi temel
ihtiyaçlarının kötüleşeceğini bilmiyorduk.” A ünitesi çalıştığından bu
yana filitre sistemi olmadığı için yaz kış bölgelerinin kirlendiğini
ifade eden Kara, “B termik santrali de kuruldu. Kül dağları oluşturarak
havamızı iyice zehirlemiş oldu. B santraline kömür bantlarla taşınıyor
ve kirliliğe bir de kömür tozları eklendi” diye konuştu. Cuma Polat
babasını kaybetmiş 10 yıl önce akciğer kanserinden. Elindeki santralin
‘ölüm listesini’ gösteriyor. Yaşanan son 4 ölümle sayı 52’yi bulmuş.
Polat, “Hava kirliliğinden ölüyor herkes. Yaşlılar hastaneye gitse
yüzde yüz akciğer yok. Sağlık sorunu çok ilgilenen de yok. İmza
kampanyası başlattım köyümüzün taşınması için. Ama kimse sesimizi
duymuyor” diyor.
YARIN: Kanserli belde
Hazırlayan: Derya Karaçoban Feyzullah Çinpolat
Kaynak: Evrensel
Not: